Monday, February 27, 2012

My Latest Translation: The Boy Who Harnessed The Wind - William Kamkwamba & Bryan Mealer

"A WINDMILL MEANS MORE THAN JUST POWER, IT MEANS FREEDOM."

William Kamkwamba was born in Malawi, a country where magic ruled and modern science was mystery. It was also a land withered by drought and hunger, and a place where hope and opportunity were hard fo find. But William had read about windmills in a book called Using Energy, and he dreamed of building one that would bring electricity and water to his village and change his life and the lives of those around him. His neighbors may have mocked him and called him misala - crazy - but William was determined to show them what a little grit and ingenuity could do.

Enchanted by the workings of electricity as a boy, William had a goal to study science in Malawi's top boarding schools. But in 2002, his country was stricken with a famine that left his family's farm devastated and his parenst destitute. Unable to pay the eighty-dollar-a-year tuition for his education, William was forced to drop out and help his family forage for food as thousands across the country starved and died.

Yet William refused to let go of his dreams. With nothing more than a fistful of cornmeal in his stomach, a small pile of once-forgotten science textbooks, and an armory of curiosity and determination, he embarked on a daring plan to bring his family a set of luxuries that only two percent of Malawians could afford and what the West considers a necessity; electricity and running water. Using scrap metal, tractor parts, and bicycle halves, William forged a crude yet operable windmill, an unlikely contraption and small miracle that eventually powered four lights, complete with homemade switches and a circuit breaker made from nails and wire. A second machine turned a water pump that could battle the drought and famine that loomed with every season.

Soon, news of William's magetsi a mphepo - his "electric wind" - spread beyond the borders of his home, and the boy who was once called crazy became an inspiration to those around the world.

Here is the remarkable story about human inventiveness and its power to overcome crippling adversity. The Boy Who Harnessed the Wind will inspire anyone who doubts the power of one individual's ability to change his community and better the lives of those around him.

Son Çıkan Kitabım: Rüzgarı Dizginleyen Çocuk - William Kamkwamba & Bryan Mealer

BU KİTAPTA BİR BAŞARI HİKÂYESİNDEN ÇOK DAHA FAZLASINI BULACAKSINIZ…

Denersem yapabilirim, düşüncesiyle yola çıktığımda henüz 14 yaşındaydım. Yaşadığımız bölgedeki kıtlık artık dayanılmaz olmuştu ve etrafımdaki insanlar teker teker ölüyordu. Buna bir son vermeli, en azından denemeliydim. Çevremdeki insanların, hatta ailemin bile bana deli gözüyle bakmasını hiç umursamadan sadece amacıma odaklandım. Ve başardım da!

'Rüzgârı Dizginleyen Çocuk' geçim sıkıntısı, kıtlık ve salgın hastalık gibi hayatın zorlu koşullarıyla mücadele ederek bunları geride bırakmayı başaran "dâhi" bir çocuğun olağanüstü hikâyesi…

"Bu kitabı okuyun ve çocuklarınıza okutun. Onlara bırakacağınız en büyük servet mücadele ruhudur."

"Yaşadığı çevrenin umudunu ve huzurunu arttırmak için elindeki kısıtlı imkânları kullanarak yarattığı
mucizelerle William insanlığa büyük bir örnek olmaya aday bir genç."
Al Gore, Nobel Barış Ödüllü ABD eski başkan yardımcısı

"Bu hikâye, oldukça ilham verici ve yürekleri ısıtan bir rüya gibi! William sadece rüzgârı dizginlemekle kalmamış, hayal gücünü ve özgünlüğü de kontrolü altına almış. Yaşadığımız dünyayı en doğru şekilde kullanmamız için ihtiyacımız olan her şeyi gözlerimizin önüne seriyor. Bu insan bence, çağımızın süper kahramanı."
Walter Issacson, Steve Jobs'un yazarı

Thursday, February 23, 2012

Communicaless in A Communication Age


An English family went to Germany to spend their summertime. During a trip, they stayed in a very nice cottage and wished to spend their next summer vacation in such a place again. They found out that the place belonged to a priest, and signed an agreement for next vacation. When they were back to the UK, the lady remembered they didn’t see any WC around the house, so she wrote a letter to quench her curiosity:

“Dear Sir,
“I’m the lady, who rented your cottage. Could you please write and let me know where the WC is?
“Best regards.”

Upon receiving the letter, priest couldn’t understand what WC meant, and thought they were the initials of the Anglican Church in Germany, “White Chapel.” So he replied with a detailed letter: continue reading...

Wednesday, February 22, 2012

D.Z. (Dünya Zamanıyla) M.Ö. 15000 Bilge Cykratos’un Günlüğü, girdi 51,228


(will be added in English)

Yope boe rufo...
Kashu Obvusi’ma tershimi...
Boe dos Ukhishi’to po to’ma pao...

Rüzgar ve şiir...
Doğanın kendisi...
Ve tek başına kalmış bir Tigerian...

Birkaç gece önce onu bir kez daha rüyamda gördüm. Yüzünü göstermeyen siyah kukuletasının altından yemyeşil parlayan gözlerini uzaklara dikmişti. Ve insan yapılarının göğe meydan okurcasına yükseldiği Atlantis şehrine bakıyordu. Şehrin içinde hem yaşam hem de ruhsuzluğu algıladığına bahse girebilirdim.
Bu şehirde ve ülkenin diğer şehirlerinde yaşayanlar, gerçekte nasıl bir sonun kendilerini beklediğini ve nasıl bir kapana kısıldıklarını bilmiyorlar. İki asır önce Orion sürüngenlerinin ve Alfa Centaurianlar’ın etkisinde kalan Gaia insanları, müthiş bir öfkenin kurbanı oldular. Bütün gezegen alevler, seller, bitmek bilmeyen fırtınalar ve yıkımın içinde kaldı, canlıların yarısından fazlası yok oldu, ekolojik denge diye bir şey kalmadı. Hırs, korku, nefret ve düşmanlık; işte yıkımın formülü buydu.
Şimdiyse geride sadece acı var; ruhları yakıp kavuran bir acı, devası olmayan bir yalnızlık ve bir türlü dinmeyen özlem. İnsanlar öylesine uyuşmuş durumdalar ki acı çektiklerinin bile farkında değiller; yalnız olmadıklarını bilmiyorlar; özlem duydukları ruhsallığı ise tanımlayamıyorlar bile. Hepsi çok uzak bir geçmişte kalmıştı onlara göre.
Çok yakında bir şeyler olacağını, güçlü değişimlerin yaşanacağını biliyorum, hissediyorum. İnsanların kendi adlarına bilmedikleri kaderleri, sanki sadece özel varlıkların okuyabileceği bir dilde havadaki dinginliğe, şehrin üzerinden yükselen dumanlara, her yanda ucu görünmez bir şekilde uzanan çölün kumlarına kazınmış gibi.
Bu gezegen üzerinde iki asır önce olanları hatırlayan acaba kaç kişi kaldı? O müthiş acıları, korkuyu, dehşeti ve yıkımı hatırlamak, çoğunun kaldıramayacağı bir şeydi zaten.
Ama Atlantis sınırları içinde yaşayanlar arasında da başka hatırlayanlar olduğunu tahmin ediyorum ve eğer varsa, tehlikeli oldukları şüphesiz. Eğer varsa, bu tehlike insanların göremeyeceği kadar gizli. Eğer varsa...
Asıl Dünya dedikleri Atlantis, şimdilerde gerçek Atlantis’in bir gölgesi, ruhsuz bir taklidi gibi. Kadim kayıtların anlattığına göre Mu İmparatorluğu’nun sömürgesiyken kendi bağımsızlığını ilan eden ve Lemuryanlardan farklı olarak, ruhsallık yerine daha teknoloji ağırlıklı bir uygarlık sürdüren Atlantis, şimdi kendi teknolojisinin esiri olmuş durumda ve yok oluşa doğru emin adımlarla ilerliyor.
Biz küçük bir grup, Gizem Ormanı’nda tarihin dönemlerinden kalan röliklerle yaşıyoruz ve insanın bir zamanlar nasıl bir uygarlık seviyesine ulaştığına şahadet eden kalıntıları korumaya çalışıyoruz. Ne var ki Atlantisliler bu yıkım yolunda ilerlemeye devam ederse, çok daha büyük bir küresel felaket yaşanacak ve bu seferkinden bizim de kurtulabileceğimizden şüpheliyim.
Neden bilmiyorum, rüyalarımda sık sık görmeye başladığım o semavi varlığın yakında bizimle bağlantı kuracağını hissediyorum.
Tek umudum o… O zümrüt gözlü Göklerin Yüce Kedisi!
Yakında…
Çok yakında...

Cykratos
Real Time Analytics Real Time Web Analytics